Anadolu Aydınlanma Felsefesine Giriş Üzerine...

Sohbet geleneği üzerine kurulu, kuramsal ve uygulamalı yanları olan tarihsel bir süreç...

I. ANADOLU AYDINLANMA FELSEFESİ

Anadolu Aydınlanma Felsefesi terimi, sohbet geleneği üzerine kurulu, teorik ve pratik yanları olan bir tarihsel süreç olarak değerlendirilebilir. Sohbet kavramı ise, “özgür özneler arası anlamlı iletişim kuruluşu etkinliği” olarak tanımlanabilir.

Aydınlanma...

Hakikatin gerçekleştirilmesi ve farkındalık...

Karanlığa götüren yolu bırakıp "Işığa Götüren Yol"u takip eden bilge kişi, kendi evindeki yaşamı terkedip "Özgürlük Yaşamı"na girer. Tek başınalık içinde en üst sevince ulaşır. Sahip olma duygusundan, arzulardan, zihnini karartan her şeyden özgürleşir. Işığa götüren yolda zihnini iyi eğitmiş, bağlılıkların zincirinden kurtuluşta sevinç bulmuş, tutkuların karanlığından özgürleşmiş olan kişi, Işığın Yayılımında saf bir nur gibi parlar. Bu ölümlü yaşamda dahi ölümsüz Nirvana'yı zevk eder.

Birçok dinsel gelenekte geçen "aydınlanma" sözü, genel bir kavramdır: Cehalet ve farkında olmama hâlinin ardından "hakikatin gerçekleştirilmesi" ve "farkındalık"tır.

Aydınlanma, Us ve Postmodernizm...

Usun yüklendiği aydınlanmacı görev...

...

Felsefe kavramı "durağan bir tanımsal yapı" olarak değil fakat bir "insanî etkinlik süreci", "şekilsiz maddenin doğanın oluşum sürecinde biçimli bütünlükler oluşturması" gibi, "insan usunun düşünme, söz, yazı etkinlikleriyle ussal bütünlükler oluşturduğu" bir ontolojik ve epistemolojik süreçtir. Doğanın oluşum sürecini varlık kavramından başlatarak kuran ontolojik bilgi süreci, bir felsefe kuramının oluşturulmasına örnek alınabilir. Kurgul felsefe, "kavramı", "varlık"tan ya da "on to"dan başlatarak bir oluşum süreci olarak kurar.

.

Bilimin Ruhu* Anthony STRANO

Bilimin ruhu hakikat arayışıdır, farkındalık arayışıdır...

...

Bilimin ruhu hakikat arayışıdır, farkındalık arayışıdır.

Pithagoras’ın okulu antik bilim okullarından biridir. Ona göre bilim adamı yaşayan bir filozof olmalı, araştırdığı şeyi yaşamalı, o şey “olmalı”ydı. Bilim yalnızca entelektüel alıştırmalar değildi.

Büyük Zihnin Kılıcı

Ne Buddha, ne de atalar vardır...

...

Dört yüz yıl önce olmuş bir olayı aydınlatmaya çalışıyordum.

O tarihlerde Çay Töreni Ustası Rikyu ile Büyük Savaşçı Taiko Hideyoshi arasında büyük bir dostluk kurulmuştu. Savaşçı, Çay Ustasına derin bir saygıyla bağlıydı. Bir despotun sevgisi her zaman tehlikelerle doludur. Hele ihanetin hayli yaygın olduğu o dönemlerde, insan kolay kolay kimseye güvenemezdi. Dalkavukluk ruhundan hiç nasibini almamış olan Rikyu birçok kez despotun görüşlerine karşı çıkmıştı. Böyle bir karşı çıkmanın ardından aralarındaki geçici soğukluğu fırsat bilen Rikyu düşmanları, onun Taiko'yu zehirlemek için bir komplo düzenlediği söylentisini yaydılar. Bu komplo teorisine göre Taiko, Rikyu'nun hazırlayacağı yeşil bir içecek ile öldürülecekti. Hideyoshi'nin en ufak bir şüphesi bile idam demekti. Öfkeli hükümdara kimse engel olamazdı. Rikyu'ya tek bir ayrıcalık tanınabilirdi: Kendini kendi eliyle öldürme onuru. Böylece Sen no Rikyu 1591 yılında efendisi Hideyoshi'nin emriyle harakiri yaptı.

Yaşamını yitirmeden hemen önce

BÜYÜK ZİHNİN KILICINI ELİME ALDIĞIMDA

NE BUDDHA NE DE ATALAR VARDIR

dediği söylenir.

Büyük Zihinle birlikte olduğumuzun bilincindeyken ikiliğin olmadığını belirten bir sözdü bu. ...

Dikkat Erdemdir

Dikkat ve Erdem üzerine...

...

Jiddu Krishnamurti‘nin bakış açısıyla Dikkat ve Erdem üzerine 2001 yılının Ekim ayında Beşiktaş Kitap Fuarı’nda verdiğim konferansın müsveddelerini birkaç gün önce okuyan bir dostum heyecanla şunları söylemişti:
“Kendimi nasıl bilebilirim?”
“Nesnelere psikolojik katılım yapmadan nasıl bakabilirim?”

Epigraf Hikâyeleri

Dolunayın Olduğu Gece...

...

Agartha Bilgeleri Evrensel Dil'e, Vattan'a ulaşabilmek için bütün kutsal dilleri incelemektedir. Konstantiniye Kardeşleri, Veda dilinin ve Antik Türkçe'nin hermetik köklerini araştırmaktadır.

İsmail Ether Halevi / Foucault's Pendulum Yorumları

Yıllar önce, dolunayın olduğu bir gece, gazeteci Sinan, Horabal Ekibi'nden Avukat Celal ve ben, Merdivenköy Mezarlığı'nda Hacı Sherif isimli bir Arnavut Bektaşi'den "Avrupa'nın Ezoterik Tarihi" isimli bir kitap almış, bu kitabın içinden çıkan bazı Sarı Sayfalar'da üst üste bindirilmiş çeşitli metinlerle karşılaşmıştık. Epigraf Hikayeleri bunlardan biriydi. Bu metnin kahramanlarından biri, benim adaşımdı. Yalnızca bir isim benzerliği değildi söz konusu olan, Mezarlıkta yapılan bir törenden de söz ediliyordu.

...

Anadolu’daki Ana Tanrıça figürlerinden biri Aphrodite’dir. Arkeolojik kazılarda bulunan bir heykelde, Tanrıça Aphrodite sağ elini bir Roma kralının başının üzerine koyarak onu kutsamakta, toprak ve su unsurlarının bereketlerini aktarmaktaydı. Ataerkil monoteizm tarafından reddedilen Tanrıça enerjisi, aslında Kutsal Kitap içindeki metinlerde, her biri İbrani dünyasının dışından çıkıp gelmiş olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth ve Hititli Bathsheba’nın hikâyelerinde varlığını sürdürmüştü. Hava ve ateş unsurları ile sembolleştirilen Baba Tanrı’nın bir insan oğlunda enkarne oluşu gibi, toprak ve su unsurları ile sembolleştirilen arkaik Ana Tanrıça da bir insan kızında enkarne olmuştu. Tanrıça güçlerinin sınırsız bir şekilde işlediği büyükanneleri olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth, Hititli Bathsheba’dan akan dört enerji akımının damıtılmış hâli olarak beşinci arketip olan Bâkire Meryem, Tanrıça’nın bireyleşmiş kızı idi. Altıncı arketip ise Mecdelli Meryem idi. Mecdelli Meryem ruhsal ve cinsel bütünlük, yaşam ve doğurganlık güçleri ile doluydu.

Yukarıdaki dört kadından, kutsal metinlerde ‘Analar’ olarak da söz edilmekteydi. Tamar Pharez’in anasıydı, Rahab Boaz’ın anasıydı, Ruth Obed’in anasıydı ve Bathsheba Solomon’un, yani Kral Süleyman’ın anasıydı. Matta İncili’nde bu soy ağacı Joseph ile bitmekteydi, Meryem ile değil.

Philosophia, "yürüme"dir...

"Söz, eterik özdür."

...

Modern yaşamın ve modernist kültür nesnelerinin (edebiyat metinlerinden televizyon dizilerine kadar) insanı tarihsizleştirici etkileri, yaşamın anlamsızlaşması, bölünme, şiddet, özsaygının yitirilmesi, kimlik kaybı ve Metin Bobaroğlu’nun deyişiyle insansızlaşma sorunu olarak özetlenebilir.

1990’lı yıllardan birinde bir meditasyon ve yoga öğretmeni Londra metrosunda gürültü yapan ve metronun koltuklarını kesip zarar veren pankçıları bir süre izlemiş. Onlara neden böyle davrandıklarını sorduğunda, “İçimizden öfke taşıyor” cevabını almış. Sonra onlara şunları söylemiş: “Sizin kimliğiniz yok, sizin öz-saygınız yok.” (“You have no identity, you have no self esteem.”) Daha sonra bu gözlemini, “Aydınlanmamış, aptalca ve negativite dolu bir dikkat” ile “Aydınlanmış dikkat” arasındaki farkı örneklemede kullanmıştı.

Hegel Mantığında Kavramlar...

Kendini düşünen düşünce, kendini tin olarak ve doğayı, nesnelleşmesi olarak bilen tindir.

...

1-DUYUM: EMPFİNDUNG: Duyum, tinin derinden gelen dokunmasının biçimidir. Duyum; nesnel olarak varolan "duygusallık"tır.

2-İMGE: BİLD: Duygunun içlemi olarak, anlak tarafından kendi içselliğinde yasalanır. İmge, dışsaldır; biçimsel biçimdir.

"Ben"siz Bir Bilinç: Krishnamurti

Bilgi ile bilgeliği kesin çizgilerle birbirinden ayırıyor...

...

Krishnamurti, insanlığa özgü sorunların çözümünü kelimelerde ya da felsefî kavramlarda aramaz. Tam tersine ona göre, dünyada sorunlarımızı yaratan, kelimeler ve kavramlarla koşullanmış düşüncenin kendisidir. Gelecekte kullanılacak ideal bir çözüm de önermez, çünkü yalnızca “olan” vardır, “olması gereken” yoktur. Bu bölünme çatışmaya neden olmaktadır. Krishnamurti’nin önerisi, “olan”ın imgesiz ve kelimesiz gözleminden başka bir şey değildir. Sokrates’ten sonra (özellikle Aristo ve sonrası) deneyimsel bilgi, sezgi, keşf gibi bilgelik çalışmaları felsefenin dışında bırakılmıştır. Krishnamurti’nin insan sorunlarının nedenleri ve çözümlerine ilişkin yaklaşımı, Aristo sonrası felsefenin tam karşıtıdır. Krishnamurti düşüncenin sorunları oluşturduğunu ve çoğalttığını belirtir. Önerdiği yöntem ise, Sokrates’in sohbetlerindeki gibi, bilgelik yaşantısıyla yaşamın kavranmasıdır. Benzer izler Anadolu sohbet geleneğinde de vardır.

Batının Krizi, Doğu Bilgeliği ve Krishnamurti

" 'Kriz', kişinin bilincinde, zihninde, kalbinde, davranışlarında ve ilişkilerinde." - J. Krishnamurti

...

Kriz siyasette değil,
totaliter ya da demokratik hükümetlerde değil,
bilim adamları ya da kurulu saygın dinler arasında değil.
Kriz bizim bilincimizde,
zihnimizde, kalbimizde,
davranışlarımızda, ilişkilerimizde.
J. Krishnamurti

+

Antik Yunan Mitolojisinin Tinsel Başarısı

Antik zamanlarda zorunluluk ve saygı...

...

Yunan mitolojisi ikibin yıldır batı dünyasını cezbetmektedir. Bu cazibenin kaynakları çok yönlüdür, fakat en önemlisi onun Yunan dini ve felsefesiyle yakınlığı ve bütünleyici bağdaşmasıdır. Tanrılar ve tanrıçalar, mitler, filozoflar, bilim adamları, şairler, tiyatrocular hepsi birlikte bizim Avrupa tininin resimli ve desenli geniş halısının ipliklerini ve bağlarını oluşturarak dokunmasına yardımcı olmuşlardır.

Opus Magnum

Tamamlanacak yapıt...

...

Onun yazarlığı ve aramızdaki yedi yıllık dostluk üzerine kısa bir yazı yazmam istendiğinde, içimi nedensiz bir sıkıntı kaplamış ve hemen olumsuz yanıt vermiştim.

Sezgisel Biçimin Eğitimi – 01/02/03/04

Sezgisel biçimin geliştirilmesi...

...

Sezgisel biçimin geliştirilmesiyle ilgili bu yazı, ağırlıklı olarak, Dr. Ornstein’in “Yeni Bir Psikoloji” adlı kitabıyla ilgili çalışma notlarım üzerine kurulmuştur.

Sohbet Sonrası Yürümek... Tek Başına

Doruk sohbet sonrası tek başına yürüyeceksin...

...

BİR
Usta ile söyleştiğin bir doruk sohbet sonrası tek başına yürüyeceksin Akabe’den geçerek soğuk güz içinde turuncu gün batımına.
Belki gökyüzünde yağmurdan sonraki soluk ayın izi olacak.

Tinsel Yaşam ve Batı Psikolojisi

Öznel Deneyimler...

...

Öteki bilimlerdeki meslektaşları gibi, önemli psikologların çoğu, ‘ölçemedikleri’ ve ‘denetleyemedikleri’ her şeyi reddetmekte, tanımamaktadırlar. Dolayısıyla doğanın tinsel yanı, öncelik verilen büyük bir araştırma alanı değildir. Birçok psikoterapist ve psikyatristin bu şeylere ilgi duymaya başlamaları bize umut ışığı sağlamıştır. Kişilikötesi Psikoloji (Transpersonal Psychology) ve İnsancıl Psikoloji (Humanistic Psychology) yardım uygulamalarının bir parçası olarak insanın tinsel deneyimleriyle ilgilenmeyi açıkça içeren meşru bilim dallarıdır. Bunun ötesinde Bilişsel bilim adamlarının (cognitive scientists) beynin yapısı ve işlevleriyle ilgili araştırmaları, tinsel deneyimlerin bazı alanlarına çağdaş anlayışının yayılmasına yardımcı olabilir.

Yapısalcılık, Dil, Bilinçdışı ve Özne

Özneler arasındaki değişim kıpıları...

...

Yirminci yüzyılda Batıda üretilmiş entelektüel ürünlerin en temelinde Dil üzerine yapılan araştırmaların yattığı söylenebilir. Bu araştırmalar ve sonuçları ‘öznenin kuruluşu’ yanında ‘toplumun kuruluşu’nu da açıklayan yöntemler geliştirmiş ve kuruluş yasalarına ulaşmak için bir yol açmıştı. Beneviste’nin aktardığı gibi: “Troubetzkoy, daha 1930’larda ‘Yaşadığımız çağı, bütün bilim dallarının tekilciliğin yerini yapısalcılığa verme yönelimi nitelendiriyor’ diyordu” (Yücel 1982:9). Dil çalışmaları iki kanalda ilerlemiştir. Birincisi, dilin kendi hareket yasaları olan Senkronik Dilbilim’dir. Bu çalışmalar Sözü bir Dil olarak, yani ‘kendi özgün hareket yasaları olan bir dizge olarak’ düşünmeye olanak sağlamıştı. İkincisi ise, bütün toplumsal pratiklerin ‘anlam’, ‘anlamlandırma’ ve ‘özneler arasındaki değişim kıpıları’ olarak çözümlenebileceği ve örnek yapı olarak da Dilbilimin kullanılabileceği varsayımıdır.

Yusuf Vehmi'nin Garip Bir Hikâyesi

Resim-Ayna Meselesi...

...

'Maria Kodama'ya, İsmi Bilinmeyen Çinli Adamın Yüzü'ne ve The Beatles'a teşekkürlerimle...

Y.V

Yusuf Vehmi gazetede çalıştığı yıllarda eğer bir gün bir hikâyesi yayımlanırsa girişine bu tür bir teşekkür notu yazılmasını istemişti benden. Mana Meyhanesi'nde birlikte içtiğimiz gecelerde "Ben ölürsem sen tamamlar mısın hikayemi" derdi hep. Belki de yalnızca beni kızdırmak için... O ölmedi ama ortadan kayboldu. Bir gaip ya da garaip vakası işte. Beyaz şiirimde yalnız bir tavan arası kuşu daha hiçliğe atladı...'

Sinan Hıncal / Aktüell

ÖTEKİ ALEF HİKÂYESİ / MARİA AYNASI RİTİ

Yusuf Vehmi